01-28-2012, 06:25 AM
|
#1 |
| Ne Kadarımız Gerçek Bizim? Ne Kadarımız Gerçek Bizim? Yalan ve yalancılık hepimizin bildiği temel yasaklardandır. Ama bu yasak, içinde çocuklara verilen öğütten daha fazlasını barındırır; varlığımıza, gerçekliğimize dair bir özü...
Kendi gerçekliğini, varoluşsal derinliğini hissedemeyen insan, kendi taklidini ortaya çıkarır. Yalancılık aslında insanın kendi kendisini inkâr etmesidir. “Yalancının dili mi yoksa kalbi mi daha yalancıdır?”
sorusuna Hz. Osman r.a. cevaben kalbi olduğunu söyler. Yalan söylemek, kararmış, güzelliklere kilitlenmiş bir kalbin kendi buhranlarını dış dünyaya negatif enerji yüküyle aktarmasıdır.
İnsan olmanın şerefli basamağına ayak basamayanlar, kendilerinin sahte varlık olduğunu sürekli yalan söyleyerek ifşa etmektedirler. Bir başka ifadeyle bu tür insanlar insan suretinde olan taklidî
varlıklardır.
İşte bu noktada Yüce , kendini var eden Yaratıcı’yı gerçeklik olarak kabul eden müminleri, Kur’an-ı Kerim’in son suresinde, yalancılık ve sahtekârlıklarıyla şeytanlaşmış insanlara karşı uyarmaktadır:
“De ki: Sığınırım insanların Rabbine. İnsanların mâlikine. İnsanların ilâhına. İnsanların kalbine sinsice vesvese verenlerin şerrinden. Cinden ve insanlardan olan şeytanların şerrinden.” (Nâs, 1-6)
Kendisinin insan olduğunu kabul edenlerin Rabbine hangi amaçla sığınacağız? Temel amaç şudur: bu insanlar kendi varlıklarını yalanlamakla kalmayıp, aynı zamanda çevrelerindeki diğer “insanların kalbine sinsice vesvese verirler.” (Nâs, 4-5). Söyledikleri yalanlarla insanları şüpheye düşürebilirler; böylece gerçekleri karartabilirler. |
| |